Köşe yazarlarıManşet

Bahar kana bulanmasın, toprak gelincik açsın!..


Süper güçler “taktik” yenilgilere uğrayabilir. Ama bugünün termo-nükleer “dehşet dengesi” koşullarında ne ABD ve ne de Rusya ya da Çin rakip karşısında “stratejik” yenilgiye uğramaz.

Ancak süper güçlerin “bölgesel” müttefikleri için aynı öngörü geçerli değildir.

Örneğin Irak’ı ele alalım.

Irak’ta “Şii çoğunluğa” rağmen azınlıktaki “Sünni Araplara” dayanan Saddam iktidarı hangi dengeye dayanarak ayakta duruyordu?

Suriye’de “Sünni çoğunluğa” rağmen azınlıktaki “Alevi Araplara” dayanan Hafız Esad iktidarı hangi dengeye dayanarak ayakta duruyordu?

Soruların yanıtı açık:

ABD’yi Ortadoğu’da “dengeleyen” Sovyetler Birliği’ne dayanarak ayakta duruyorlardı.

Bu çok ilginç bir “denge durumuydu.”

Irak İran’ın komşusudur. Eğer Irak’ta Şii çoğunluğuna dayalı bir rejim kurulmuş olsaydı, bu rejim o zamanlar ABD’nin müttefiki olan Şii İran’ın “nüfuz alanına” girmiş, dolayısı ile Basra’da denge Sovyetler aleyhine bozulmuş olurdu. Ama iktidar Sünni azınlığa dayalı olunca, İran bu ülkeyi Sovyetler aleyhine, ABD lehine etkileyemedi.

Aynı şekilde Suriye de Türkiye’nin komşusudur. Eğer Suriye’de Sünni çoğunluğa dayalı bir rejim kurulmuş olsaydı, bu rejim ABD’nin müttefiki olan Sünni Türkiye’nin “nüfuz alanına” girmiş, dolayısı ile Doğu Akdeniz’de denge Sovyetler aleyhine bozulmuş olurdu. Ama iktidar Alevi azınlığa dayalı olunca, Türkiye bu ülkeyi Sovyetler aleyhine, ABD lehine etkileyemedi.

Bugün durum ne?

Dünya dengeleri Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte bozulur bozulmaz, pek çok Doğu Avrupa ülkesi gibi Irak ve Suriye de bu bozulmanın bedelini parçalanarak ve iç savaşa sürüklenerek ödedi, ödüyor. Hiç kuşkusuz bütün “taktik” değişikliklere rağmen, dünyanın süper güçleri her hangi bir “stratejik” çöküşe uğramadı. Ama onların müttefiklerinin durumu öyle değil. Rusya’nın müttefikleri Irak ve Suriye bugün artık “stratejik” yenilgi süreçleri yaşıyor.

Dengelerdeki oynamalar süper güçleri kökten etkilemese de, demek ki, bölgesel devletleri etkiliyor. Şimdi Türkiye bu etkilenmenin eşiğinde bulunuyor.

Görünüşe göre, “Kuzey ve Rojava Kürdistan’ındaki kazanımları yok etmek” amacıyla Saray iktidarı, nicedir izlediği Ortadoğu politikalarını değiştirmekle kalmıyor, stratejik ittifakına sırt çeviriyor, NATO’ya karşı Rusya ve İran’la “tehlikeli” bir oyuna soyunuyor.

Bunun sonucu ne olur?

Bunun sonucunda, Türkiye’nin NATO’dan ya da Rusya’dan yana olması NATO’yu ya da ABD’yi “stratejik” bakımdan etkilemez. Ama Türkiye’nin bu “eksen” kayışı, onu stratejik bir yenilgiye sürükleyebilir.

Benim öngörüm şudur: Türk devletini yönetenler, yalnızca Kürtlerin statü kazanmasını önlemek amacıyla yaptıkları bu manevraların sonucunda, eğer ABD ve AB ile yeniden “ittifak” konumuna gelemezlerse, kesinlikle yıkılacaklardır. Tıpkı Irak ve Suriye gibi bir kaosa yuvarlanma riski sanılandan daha da büyüktür. Henüz biz bu tehlikeli sürükleniş sürecinin başındayız.

Önümüzdeki baharda eğer savaş o ana kadar önlenemezse, Türkiye eşini görmediğimiz çatışmalara sahne olacak. Devlet böyle bir çatışma için bütün hazırlıklarını yaptı bile.

Yaptı ama, savaştığı güçlerin de boş durmadığı çok açık.

Eğer Türk devletini yönetenler, bahar aylarına kadar, Rusya ile aynı yatakta uyumaya devam ederlerse, bilelim ki, yaşanacak savaşta NATO desteğinden mahrum hale gelmekle kalmayacaklar, ABD’nin “nüfuz alanı” olan Türkiye için Rusya da kılını bile kıpırdatmayacaktır. İran’a gelince, Ortadoğu’da “Şii nüfuzunu” arttırmanın önündeki en büyük “engel” olan Türk devletinin Irak ve Suriye’ye benzemesinden bu ülke hiç de üzüntü duymayacaktır.

Bu karanlık gelecek öngörüsünün aydınlanabilmesi Saray rejimine son vererek, Kürt halkıyla yeniden kardeşlik süreçlerini güçlendirmeye bağlıdır.

Başkanlık rejimine “anayasal kılıf” hazırlamanın eşiğinde, bütün demokratik güçler “Türkiye için faşizme son, Kürt halkına hürriyet” diyerek harekete geçebilirlerse, önümüzdeki bahar aylarının kana bulanmasını ve ülkenin kaosa yuvarlanmasını önleyebilirler.

Bunun aksi felakettir.