Köşe yazarlarıManşet

İş cinayetlerinin ana nedeni güvencesizlik


2016 yılında 1970 işçi çalışırken yaşamını yitirdi ve Türkiye tarihinde en çok işçi ölümü geçen yıl gerçekleşmiş oldu. Yaşamını yitirenlerin 1682’si işçi ve memur, 288’i ise çiftçi ve esnaf. Yine en güvencesiz işçi bileşenleri olarak 56 çocuk, 99 kadın ve 96 göçmen işçinin can verdiğini görüyoruz. En çok ölümlerin gerçekleştiği işkolları da sendikalaşmanın en az olduğu, güvencesizliğin hakim olduğu işkolları: 442 inşaat, 389 tarım, 265 taşımacılık, 124 ticaret/büro, 109 belediye ve 96 metal işçisi aramızdan ayrıldı.

2014 yılında tarihimizin en büyük işçi katliamı olan Soma’nın yanı sıra birçok toplu işçi ölümü gerçekleşmiş ve 1886 işçinin yaşamını yitirdiği bir yıl yaşamıştık. Geçen yıl Soma’sız 1730 iş cinayeti vardı. Bu yıl ise 1970 işçinin aramızdan ayrılması sorunun çözümünün yasa vb. ile değil işçi örgütlenmelerinin önünün açılması ile olacağını gösteriyor. Yoksa işçi sağlığı ciddi bir alarm vermekte.

Yine dikkat çeken bir husus OHAL sorası iş cinayetlerindeki artış. Zaten kötü olan çalışma koşulları daha da kötüleşti. OHAL ilanı ile beraber iş cinayetleri yüzde 9 artış gösterdi.

Meclis gönüllüsü bir arkadaşımızın 2016 yılında yaşanan iş cinayetlerini değerlendirmesi şu şekilde: “Ekonomideki sıkışma dolayısıyla, sermayenin emek üzerine daha fazla yük bindirmesini, yani maliyetleri düşürmek için emeğin daha uzun sürelerde daha ucuza çalıştırılmasını içeren bir politika izliyor. Dolayısıyla da iş cinayetlerine temel neden olan koşullar yaratılmış oluyor. Artık sadece belli işkollarında değil hemen her işkolunda çok yaygın bir şekilde iş cinayetleriyle karşı karşıya kalıyoruz. Bunlara da seri iş cinayetleri diyebiliriz. Daha önce de çok sayıda işçinin bir arada olduğu, Soma’da olduğu gibi iş cinayetleri oluyordu. Ama böyle toplu olmamasına rağmen seri, sürekli, düzenli işçilerin öldüğü bir çalışma rejimi karşımıza geliyor. Bunda da çok temel olan elbette güvencesiz olmak. İşçiler, emekçiler giderek güvencesizleştikçe çalışma koşulları ağırlaşıyor. Buna karşı işlerini kaybetmemek için ses çıkartamıyorlar. Dolayısıyla da bu iş cinayetleriyle de karşılaşıyoruz. Temel neden olarak bunu gösterebiliriz. Yani burada rekabet, maliyetlerin düşürülmesi ve emek üzerinde baskı yaratılması bu sonuçlara yol açıyor.

Devletin kurumlarının da düzenleme ve denetleme görevlerini yerine getirmediğini çok açık bir şekilde görüyoruz. Soma olduktan sonra birtakım yeni yasalar yeni düzenlemelerle sözde birtakım tedbirler getirilecekti. Ama hiçbir zaman bunu önleyici bir durum olmadı. Burada temel olan mesele daha ucuza daha verimli ve yüksek getirisi olan bir işgücü sağlamak. Bu da doğrudan işçilerin daha fazla sömürülmesine ve iş cinayetlerine kurban gitmelerine neden oluyor.

İş cinayetlerini önlemenin yolu onu yaratan nedenlerin ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşebilir. Yani çalışma düzeni içerisinde işçinin, emekçinin insanca yaşamını sürdürebileceği bir üretim düzenini sağlamak gerekiyor. Burada rekabet edemiyor olabilmek, maliyetler gibi nedenlerin hiçbirisi mazeret olamaz. Bir ekonomi, üretim sistemi bütün bunların hepsi insan içindir. İnsanları öldürmeden üretim yapamıyorsanız o zaman sizin üretim sisteminizde bir yanlışlık vardır. Bugün öldüren, kapitalizmin geldiği süreçtir. Buna mahkum değildir insanlık. Ölmeden de üretim yapılabilir. İnsanlık, insanca yaşayacak sömürüsüz bir düzeni de kurabilir. Bizim önümüze sanki bundan başka bir yol yokmuş, mecburen bunlar yapılmak zorundaymış, işçiler ölmek ya da sömürülmek zorundaymış gibi bir durum dayatılıyor. Bu asla kabul edilemez. Burada tek bir mesele vardır. O da bir sınıf mücadelesidir. Bu kadar cinayetin olmasındaki önemli etken de sınıf mücadelesinin zayıf olmasıdır. Dolayısıyla burada yapılması gereken bu mücadelenin yanlışlarını da dikkate alarak yeniden en etkili bir şekilde nasıl bir mücadele örgütlenir? Bunun çabasını göstermektir…”

Evet sorunumuz Türkiye’de sınıf mücadelesi pratiğini örgütlemekte…