Köşe yazarları

2018 yılı Lozan iradesini aşma zamanıdır


Suriye-Irak ekseninde yaşanan savaşta şaşırtıcı gelişmelerin ortaya çıkacağı döneme giriliyor. IŞİD’e karşı oluşan pratik ortaklığın sonuna gelindi. Hem Irak hem de Suriye’de IŞİD’e karşı kurulan fiili ittifakın nihayete ermek üzere olduğunu belirtmek için kâhin olmak gerekmiyor. Musul IŞİD’den temizlendi. Rakka’da devam eden Fırat’ın Gazabı hamlesi sona yaklaşıyor. DSG’nın yaptığı açıklamalara göre bir aya kalmaz Rakka özgürleştirilecek. Her iki kentin IŞİD’ın üstlendiği merkezi şehirler olduğu biliniyor. Dolayısıyla IŞİD tarafından savunmasının en üst düzeyde sağlandığı ve özgürleştirilmesi ile IŞİD sonrası döneminde başladığının ilanı anlamına gelmektedir.

Yeni bir sürecin başlaması; IŞİD denen serseriler topluluğunun sonuyla ilgilidir. IŞİD karşıt olan güçleri, pratikte birlikte, koordinasyon içinde davranmasını getirmiştir. Artık öne çıkarılması gereken IŞİD sonrası dönemin önü açılmasıdır. Güçlerin olası alacağı yeni pozisyonlar ve yönelimler önem kazanmaktadır. Daha inceletilmiş diplomatik, politik manevralar yoğunluk kazanacaktır.

Şunun altını kalın çizmek gerekir. Yeni sürecin temel karakteri Suriye ve Irak’ın yeni yapılanması olacaktır. Yalnız bu yapılanma sadece bu iki ülkenin yapılanma modeli olmayacak; bir bütün Ortadoğu’nun ilk yapılanma örnekleri olacaktır. Yeni Ortadoğu’nun ölçülerini ve normlarını oluşturacaktır. Dolayısıyla iddia sahibi olmak isteyen her güç kendi ağırlığını olduğunca arttırmak için faal bir aktivite içinde olması kaçınılmazdır.

Başarmanın trendi sadece askeri, ekonomik gibi avantajlara sahip olmaktır düşüncesi tam isabetli bir çıkarsama olamayacaktır. Kuşkusuz onların bir gücü olacaktır. Asıl anlamlı hangi paradigma ve zihin kodlarıyla mücadele edileceğidir. 20.yy. zihinsel paradigması ile hareket eden güçlerin başarı sansı bulunmamaktadır. Her şeyden önce dönemin özelliklerini anlamaktan çok uzaktırlar. 20.yy. paradigmasını ulus-devlet paradigmasıdır. Tekçilik üzerinde inşa edilen bu paradigmanın günümüzü sorunlarına cevap verme şansı bulunmamaktadır. Hatta bu tür güçlerin Ortadoğu gerçeği içinde geleceği bulunmamaktadır. Zamanın ruhuna uygun olmayan hiçbir güç tarihin hiçbir zamanında varlık bulamamıştır.

Belirtmek gerekir ki, bu güçlerden biri de Türk ulus-devletinin olması olasılığı yüksektir. Çünkü 20.yy. paradigmasına çok sıkıca sarılmış; çokluğa, farklılıklara tahammülsüz politikalar peşinde koşmaktadır. Kürt’ü, Alevi’yi, Hristiyan’ı inkârla günün toplumsal ihtiyaçlara cevap vermesi mümkün değildir. Zamanın gerisinde kaldığından içe kapanma ve çatışmayı körükleyen; faşizan bir diktatörlüğe evrimleşmektedir. Bu da sona doğru götürmekten öte bir sonuç vermeyecektir. Yeni süreçte teklikten vazgeçme olasılığı bulunabilir mi? Teorik olarak olabilir. Ancak maddi zemine göre analiz yapıldığında, Türkiye’nin böyle bir dönüşüm yapabilmesinin uygun olmadığıdır. Bu bağlam içinde Kürdistan sorununa çözüm eksenli yaklaşabileceği ön görülemez. Kürtler bölge gerçeklerine uygun politikalar yapma ve yürütmek durumundadırlar.

Kürdistan meselesi sadece Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin iç sorunu olmaktan çıkmış bir Ortadoğu, hatta bir dünya sorunudur. Özcesi 1923 yılında ortaya konan iradenin aşılması sorunudur. 1923 Lozan’ında Kürdistan dört parçalı kılınmış; inkâr ve imha dayatılmıştır. Şu an tecelli eden küresel iradenin kendini dayatması, Kürt statüsüzlüğünü sürdürme direncidir. Ancak bu irade, uyanan Kürt hakikati karşısında zorlanmakta, bocalamakta, vazgeçip geçmemekten tereddüt etmektedir. O iradeyi ortaya koyan güçler parçalı bir görünüm göstermektedirler.

Ancak artık şöyle bir gerçekle karşı karşıyadırlar bu güçler: İnkârda ısrarın kendilerine pahalıya mal olmaktadır. Çünkü günümüz Ortadoğu’sunda Kürtler çok stratejik konumlamaya sahiptir. Onlarsız bölgeyi yapılandırma sansı kalmamıştır. Dolaysıyla inkârı daha fazla sürdürmeleri mümkün değildir. Zira inkâr tümden kaybetmelerine neden olmaktadır.2018 yılında inkarın tümden aşılması imkan dahiline girmiştir. “Terörizm” denen çirkin ifadeden kurtulmak olabilir. Lozan iradesinin aşılması başta Kürtler olmak üzere bölge halklarının özgürleşmesinde ciddi bir aşama olacaktır. Süreci daha da hızlandırmakta yine Kürtlerin elindedir. Oda ulusal birliği sağlama ve dünyanın karşısına birlik içinde çıkmaktır.