Köşe yazarları

İç savaş provası (mı?)


Başkent Ankara’nın göbeğinde, İncek’deki mezarlıkta, 13 Eylül, Çarşamba günü yaşananlar ve devamında sosyal medya aracılığı ile kamu oyuna yansıyan fotoğraflar özenle değerlendirilmesi gereken önemli verilerdir. HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Ana’nın na’şının toprağa verilmesi sırasında yaşananları, özellikle muhalefet yabana atmamalıdır.

Muhalefet, yaşananları, sol alandan günlük bir gazetenin, DHA’dan aldığı bilgilere dayanarak, “Tutuklu HDP’li vekil Aysel Tuğluk, annesinin cenazesine katıldı” başlığı ve altındaki üç paragraflık haberin içeriğindeki gibi ele alma aymazlığından biran önce vazgeçmelidir. O gün yaşananları aklı selimle masaya yatırmalı, değerlendirmeli, kendi pozisyonuna yönelik net, kararlı ve ortak bir tutum belirleyebilmek için olanağa çevirmelidir.

Tetikçisi, Hrant Dink’i 19 Ocak 2007 tarihinde katledip, ertesi gün Samsun’da bir jandarma karakolunda asker görevlilerle fotoğraf çektirmişti. Üzerinden 11 yıl geçmeden, Ankara’nın göbeğinde HDP’li siyasetçilere yönelik olarak yapılmak istenen toplu katliamın bugün için tutuklu sanığı, Murat Alp, olaydan hemen sonra karakolda bu sefer İçişleri Bakanı ile fotoğraf çektirdi. Ya da İçişleri Bakanı zanlıyla fotoğraf çektirdi. Olayın sıcaklığı geçmeden, Hatun Ana’nın na’şı mezarından çıkartılıp yeniden morga götürülürken, fotoğrafın sosyal medya hesabından paylaşılması sıradan bir olay olarak ele alınmamalıdır. Öyle ki olayın zanlısı Murat Alp’in AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’la, Çalışma Bakanı Jülide Sarıeroğlu ve AKP yetkilileriyle de fotoğraflarının bulunması, zanlının “sıradan bir vatandaş” olmadığının, AKP ile ilişkisinin önemli bir kanıtıdır. Bu ilişki sıradan bir ilişki de değildir.

O gün akşam saatlerinde ellerinde kürekler, kazmalar, sopalarla bir traktör römorkunda mezarlık baskınına getirilenler arasında, Hatun Ana’nın komşularının bizzat tanıdığı esnafın, eşrafın olduğunu da görmezden gelmememiz gerekir. Mezarlıkta birkaç kişiden oluşan ve baskına götürülen kalabalıktan kişilerin orada bulunan kolluğa “abi, abicim” diye hitap etmesi de kolluk tarafından saldırganlara gösterilen kibarlık da bir veri olarak ayrıca ele alınmalıdır.

Eğer saldırganların insan olanın ar damarını çatlatan küfürlerine, attıkları taşlara fiziksel olarak değil, sözlü olarak bile karşılık verilmiş olsaydı, o kolluğun gözleri önünde HDP’li siyasetçilerin katledilmesi işten bile değildi. Hatta bir de “kalabalığı kışkırttıkları için olaylar büyüdü ve bunlar yaşandı” değerlendirmelerini işitecektik.

Katliam girişimi, HDP’li siyasetçilerin özenli ve kararlı tutumu sayesinde başarılı olamamıştır. Bu tutum önemlidir. Eğer katliam gerçekleştirilseydi, bu girişim başarılı olsaydı ülke geneli için bir kıvılcımın çakılmış olacağını söylemek için kahin olmak gerekmiyor.

Türkiye’de muhalefet bu olay sonrasında “üzüldük, kınıyoruz, bir daha olmamalı” demekle yetinmemelidir. Eğer muhalefetin değerlendirmesi, kınama aşamasında kalırsa, iktidarın yeni denemelerinin yolunu bizzat açmış olacaktır. Muhalefet, “bundan sonra böyle olayların yaşanmasına izin vermeyeceğiz, hemen gereğini yapıyoruz” diyebilmelidir. Birlikte tutum alabilmelidir. Ve dediğinin arkasında durabilmeli, gereğini de yapmalıdır.

En son 16 Nisan Referandum sürecinde de görüldüğü gibi, muhalefetin tabanı genişlemiştir, kararlıdır, gerektiğinde sokakta olabilmektedir. Buna karşın, muhalefet örgütsüz ve dağınıktır. Yapılarında kafalar karışıktır. Aralarındaki farklılıkları öne çıkartarak, birbirlerine uyuşmazlık dayatmaktadır. 13 Eylül 2017’de Gölbaşı’nda, karakolda çekilen fotoğraf, Türkiye gerçeğinin fotoğrafıdır. O gün başkentte yaşananlar paramiliter yapının varlığını ve katliam girişimini tartışmaya yer bırakmayacak bir biçimde ortaya koymuştur. İç savaş provası bu sefer başarıya ulaştırıl(a)mamıştır. Ancak, iktidar, bundan sonraki adımını muhalefetin tutumuna göre atacaktır. Özetle, iktidarın adımının ne olacağı muhalefetin “sorumluluğundadır”. “Muhalefetin yetki ve yeteneğinde gizlidir”.