Köşe yazarları

Ulaş benzerdi Deniz’e


Bu dünyadan iki Ulaş geçti. Biri, 68’li ve THKP-C’nin kurucu önderlerinden Ulaş Bardakçı. 19 Şubat 1972’de İstanbul Arnavutköy’de polisle girdiği silahlı çatışmada öldürülen Ulaş; mütevazi davranışlarıyla dikkat çeken, o dönemin sessiz, sakin ve görevini en iyi şekilde yapmaya çalışan militan devrimcilerdendi. İkincisi Ulaş Bayraktaroğlu. Enternasyonalist bir devrimci olarak İŞİD çetelerine karşı savaşırken Rakka cephesinde 10 Mayıs 2017’de öldürüldü.

Ulaş Bayraktaroğlu adını aldığı Ulaş Bardakçı’dan kişilik olarak çok farklıydı. Devrimci tipoloji olarak Ulaş daha çok Deniz Gezmiş’e benzerdi. Deniz gibi Ulaş’ta, ütopyalarına sıkı sıkıya bağlı, düzeni radikal tarzda değiştirmeye çalışan öncü devrimcilerdendi. Halkla, sınıfla, ideoloji ve politikayla ilişkisi Deniz gibi son derece sıkı ve tutarlıydı. Ulaş yaptıklarıyla böbürlenmez, kendisini yüceltmez, halkın ve kitlelerin masumiyetine inanır, insana ve insan ilişkilerine değer verirdi. Hayatının her anında dayanışmacı, paylaşımcı ve kendini devrime adamış romantik bir devrimciydi.

Radikal bir duruş olarak devrimci romantizm, bütün devrim süreçlerinde devrimcilerin pusulası gibidir. Devrimci romantizm, her şeye rağmen, devrim hayalleri kurabilmek ve hayal edebildiğin ölçüde gerçekçi olabilmektir. Devrimci romantizm, sönmeyen bir devrimci coşku, heyecan ve tutkudur. Devrimin güncelliğine inanma ve her gün her saat “devrim yapma” halidir.

Deniz Gezmiş yakalandıktan sonra dönemin İçişleri Bakanı’yla basın önündeki diyalogunda “Ben THKO kumandanı değil, neferiyim” demişti. “Nereye gidiyordunuz?” sorusunu “Devrime!..” diye yanıtlamıştı. “Devrim o tarafta mı?” Sorusuna ise, “Devrimin o tarafı, bu tarafı yoktur, her taraftan gelir” demişti. “İnsan bir kere yaşar, bir kere ölür, devrimci ikisini de doğru yapar” diyen Ulaş’ın söylemi Deniz’in bu tutumundan farklı değil.

Deniz gibi Ulaş’ta bir eylem adamıydı, enerjikti, esprili ve şakacıydı. Devrimci fedakarlık, dayanıklılık ve kararlılık timsaliydi. Devrimci bir ailede yetişmişti. Eğitim ve kültür birikimi olmasına karşın, “teorisyen” olmaya değil, devrimci bir “pratisyen” olmaya karar vermişti. Devrimin güncelliğine herkesten daha çok inanan Ulaş için devrimin coğrafyası, bütün bir Ortadoğu’yu kapsıyordu. Günlük yaşamının her anını devrimci bir görev olarak algılar ve ona göre davranırdı. Enternasyonalizme, halkların kardeşliğine, ortak düşmana karşı güç ve eylem birliğine olan inancı, onu Rojava’ya taşımıştı.

Siyasal ve toplumsal mücadeleler tarihinde bir düşüncenin, bir sistemin ortaya çıkışı öncüler, sürekliliği ise onu izleyenler tarafından gerçekleşmiştir. Bu bağlamda Marksizm’in ve sosyalizmin tarihsel mirası, daima Marksizm’in izinde olan yeni ve genç kadrolar tarafından sahiplenilerek bu günlere taşındı. 169 yıllık bir tarihsel süreçte sadece Marksistler, devrim ve sosyalizm yolunda kesintisizce mücadele etti. “Hızlı yaşayıp genç ölmeyi” öneren amaçsız kapitalist yaşam tarzına karşı, dünyanın değiştirilebileceğine inanan ve aynı zamanda kendilerini de dönüştüren Marksistler, sosyalizm tarihinde önemli başarılar ve bir o kadar da ağır yenilgiler yaşayarak tarihsel mirasın taşıyıcısı oldu.

Ulaş, “Mümkün olanın sınırlarına, ancak imkansızı isteyenler ulaşabilir” diyen K. Liebknecht’i ve gerçekçi olup imkansızı isteyen Che’yi takip ederek; devrimin güncelliğine, söz ve eylemin diyalektiğine ve değişimin gücüne inanarak bu görevi üstlendi: Denizler, Mahirler, İbrahimler, Adalılar, Erenler, Hakiler, Kemaller, Saralar, Agitler ve Nejatlar gibi “göğü fethe” çıktı. Çünkü “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir” diyen Marks’ın 11.Tez’ini herkesten daha çok özümsemişti.