Köşe yazarları

Artık yeni bir halk doğmuştur


Kürt coğrafyasında ve Ortadoğu’da olup bitenlerin özünü kavrayabilmenin bir yolu da tarihte bu coğrafyada olup bitenler hakkında bilgilenmek ve Kürt halkına uygulanan zulümleri bir kez daha hatırlamaktan geçiyor. Bu yüzden Osmanlı imparatorluğu ile Safevi (İran) devleti arasında 1639’da imzalanan “Kasr-ı Şirin” antlaşmasının içeriğine bakmak yeterli olacaktır. Anlaşmanın en önemli amacı, daha o gün Kürdistan’ı bölmek, Kürt halkının birliğini kırmak ve Kürdistanı “tampon bölge” haline getirmekti. Tıpkı bugün “Kuzey Suriye’de sınırlarımızı güvenceye almak için tampon bölge oluşturmak gerekiyor…” denilmesi gibi. Bugün de Astana ve Soçi’de yapılan toplantılarda tıpkı “Kasr-ı Şirin” mantığının devam ettiğini görmek mümkün.

Bölge devletleri, Suriye’yi çıkarlarına göre parçalamak ve o coğrafyayı “Kürt belasından kurtarmak” için yeni bir Kasr-ı Şirin anlaşması peşinde koşmaktadırlar… Rusya da kendi çıkarları için bu kervana katılmış durumda. AKP iktidarı, amacını gizlemek için bir yandan “Kürtler İran’ın Şii hilaline hizmet ediyor” diyerek olayı mezhep boyutuna çekmeye çalışırken, öte yandan Kasr-ı Şirin gibi anlaşmalar yapmak için İran’la gizli görüşmeler yapıyor. Amaç Kürtleri nötralize ederek demokratik istemlerini boğmak ve onları tarih sahnesinden silmektir. Bu birincisi…

İkincisi, hain planları sadece Kasr-ı Şirin gibi yeni anlaşma girişimleriyle sınırlı da değil. İngiliz ve Fransızların 1916 yılında Arap ülkelerini sayısız küçük devletlere bölmek, Kürdistan’ı parçalamak ve geriye kalan Osmanlı toprakları üzerinde kendilerine bağlı “ulus devlet”çikler kurmak için yaptıkları Sykes-Picot anlaşmasına benzer bir uğraşları bütün hızıyla yürürlüğe konulmuştur. Bir yandan Kürdistan’ın farklı parçalarını birbirininin karşısına çıkarma ve değişik Kürt yapılarını birbiriyle savaştırmak için tüm olanaklar seferber edilirken ve öte yandan da Kürtlerle demokratik Arap güçleri arasına nifak sokma çalışmaları tırmandırılmıştır. Suriye Demokratik Güçleri (QSD) içindeki Kürt ve Arap halkları arasına kama sokma çalışmaları somut “görev” olarak ortaya konulmuştur. Kürtleri ve Arapları karşı karşıya getirmek için “Alevi Araplara” karşı algı operasyonları başlatılmıştır. Başka bir ifadeyle Sykes-Picot anlaşmasının bir benzeri ile Bölge devletleri eliyle QSD’nin birlikteliği bozulmaya çalışılıyor. DAİŞ’in Sünni Araplar arasında örgütlenmesine çanak tutuldu. Bu da yetmedi, Sünni Araplar “Alevi Araplara” karşı kışkırtıldı. En önemlisi “Kürtler Amerika’dan silah alıyorlar” karalamasını tırmandırarak Demokratik Suriye Güçleri saflarında tedirginlik yaratılıyor. Bu propagandanın bir amacı da Kürtlere yönelik olası yeni saldırılar karşısında kamuoyunun sessiz kalmasını sağlamaktır. Trump “üzerine kurdukları hesab”ın fiyaskoyla sonuçlanmış olması, Kürtlerin Tabqa’yı DAİŞ çetelerinden temizlemeleri ve Rakka kapılarına dayanmış olması olası tehlikeyi artırmıştır. Kürtlere yönelik Şengal tipi yeni saldırıların olması sürpriz olmayacaktır.

Üçüncüsü, Kürtlere uygulanan imha politikasına çanak tutan “Türk Solu”nun da bu kervana katılmış olmasıdır. Kerametleri kendinden menkul, sayıları birkaç “matematik kümesinden” öteye gitmeyen ve de Kürt halkının tarihi mücadele geleneği hakkında cehalet içinde olanların boy göstermesi tesadüf değildir. “Kürtler Amerika-Rus dengesine sıkışmıştır” lafları eden bu zatlar bir “politik tespit” yaptıklarını sanıyorlar. Bu “şerpeze” küme “Klasik Komünist Partisi”nin ismini çalarak Komünist olduklarını sanıyorlar. Kautsky’nin torunları olan bu güruhun ne bilgi birikimi ne de devrimci mücadele cesareti Kürt halkının değerleri ve bu değerler üzerinde yükselen devrimci direnç noktasını anlamaya yeter. Dayandıkları “politik geçmiş” hep Kürt halkının demokratik haklarını yok sayan şoven kesitlere çanak tutmak olmuştur. Bu zavallıların korkuları, Marks’ın bir zamanlar, “Avrupa’nın üzerinde bir hayalet geziyor, Komünizm hayaleti” sözlerinin benzerinin şimdi de “Bölge” için söylenen “Ortadoğu’da devrimci bir Kürt hayaleti geziyor” söylemi olmuştur. Kürt halkı yeni varoluşa öncülük ediyor. Sayısız değerlerini bu yolda feda etti ve etmeye de devam ediyor.

Türkiye referandum döneminden çok daha karmaşık bir sürece girmiştir. Türk halkının önünde “kendisi için halk olma” olanakları belirlemeye başlamıştır. Ya demokratik bütün platformları kullanarak “kendisi olmak” için mücadele edecek ya da “kendi burjuvazisinin yanında” saf tutarak “ihanetin” içinde eriyecektir.

Artık ne yeni “Kasr-ı Şirin” girişimlerine, ne sömürgeci-emperyalist ülkelerin bölme politikalarına, ne de sahte “solcuların” şoven tutumlarına olanak verilmemelidir.