Köşe yazarları

Katil niçin infaz edildi?


Antalya’nın Finike ilçesinde doğayı adeta katleden taş ve mermer ocaklarına karşı yürüttükleri mücadeleyle tanınan ve katliama uğrayan doğa dostu Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftinin katili Ali Yamuç’un, tutuklu olduğu Alanya L Tipi Cezaevi’nde intihar ettiği belirtiliyor. Bunun bir intihar olmadığı konusunda ise, hemen herkes hem fikir. Bu bir intihar olamaz! Geçmişte cezaevlerinde infaz edilen birçok tutuklu ve hükümlü için söylenen yalanlarla birebir örtüşen ‘Eşofman lastiğiyle kendini astı’ iddiası traji komik bir hikaye.

Şirketleri kimler azmettiriyor?
Herhangi bir olayda durumdan kimin yarar sağladığına bakılması önerilir. Bu durumda direkt olarak Büyüknohutçu çiftinin katilinin infazından sorumlu olan azmettirici olduğu iddia edilen şirketse, bunun dışında çevre mücadelelerinden şikayet eden bilumum güçlerin varlığından da söz edilmelidir. Büyüknohutçu çiftinin kaledilmesini azmettirenin şirket olduğundan kimsenin şüphesi yok gibi. Ancak ‘şirketi azmettirenin’ varlığından söz edilmemesi, doğru bir sonuca ulaşmamızı engeller. Burada katilin Alanya L Tipi Cezaevi’ne sevkini sağlayanların bu infazda rolu olabilir mi sorusu ile birlikte Türkiye’de ekoloji mücadelesi yürütenleri ‘vatan hainliği’ ile suçlayanların bu infazdaki katkısını sorgulamamız mutlak gerekiyor.
Katilin Büyüknohutçu çiftini nasıl ve neden öldürdüğü gün gibi ortadayken ve mahkemeye kısa bir zaman kalmışken infaz edilmiş olması, süreç içinde davanın düşmesine yönelik olduğu anlaşılıyor. Elbette böyle bir süreci şirketin tek başına yönetmesi ise, olanaksız. Önce katilin cezaevi değişecek sonra değişen cezaevinde katil intihar edecek! Niçin intihar etsin? Bu işi para için yaptı ve eğer eşine yüz bin lira ödenmezse her şeyi ifşa edeceğini söyledi. Bunların hepsi dava tutanaklarında var. Azmettiren şirket ise, bu durumda para verse bir türlü vermese başka türlü. Yani şirket için her iki tutumda tehlikeli.
Katil Ali Yamuç’un imzası bulunan bir mektup eşinin cebinde bulunmuştu. Mektupta bölgede bulunan bir mermer ocağının sahibine hitabında, “Anlaşıp konuştuğumuz gibi eğer 10 gün içersinde 100 bin TL parayı eşim olan (Fatma Yamuç’a) vermez iseniz.. cinayetten en az benim kadar sorumlu olursunuz… 10 gün içersinde param gelmez ise, görüşürüz. İpleriniz cebinizde haberiniz olsun. O kadar yakarım.” Bu iddialarda adı geçen mermer şirketinin sahibinin ifadesine başvurulup vurulmadığı halen açıklanmış değil. Sadece polisin telefon açıp şirket çalışanları içinde Çirkin lakaplı birisinin olup olmadığının sorulduğu şirket yetkilisi tarafından açıklanmıştı.
Şirketlerin paramiliter güçleri!
Dünyanın birçok bölgesinde şirketlere bağlı paramiliter güçlerin hedefinde işçiler, köylüler ve ekolojistler var. Geçtiğimiz günlerde Brezilya’nın Peru sınırındaki Vale do Javari yerli topraklarında izole bir hayat sürdüren yerliler, maden arayıcıları tarafından öldürüldü. Dünyanın birçok bölgesinde benzer katliamlar hemen her gün yaşanıyor. Bu elbette bu günün sorunu değil. Köle ticareti ile başlayan bu sürecin en önemli son örnekleri G. Afrika’da yaşandı ve yaşanıyor. Beş yıl önce düşük ücretler ve kötü yaşam koşulları nedeniyle greve giren 34 madenci Marikana’da polis tarafından kurşuna dizilmişti.

Cihat Eren unutulmadı!
Karadeniz sahil yolu yapılırken, Rize’nin Fındıklı ilçesinden başlamak üzere, tüm sahil şeridinde çok sıkı bir mücadeleye girişen İstanbul Barosu avukatlarından Cihat Eren katledilmişti. 1998 yılında Karadeniz Sahilyolu’nun Rize’nin Fındıklı ilçesinde yer alan ve sit alanı olarak ilan edilmiş bulunan Aksu Mahallesi’nden geçmesine karşı Eren’in açtığı davada, yürütmeyi durdurma kararı veren mahkeme, dava konusu olan bölgenin sit alanı kapsamından çıkarılamaz kararı vermişti. Eren, Karadeniz Otoyolu’nun projelendirilmeden inşaat firmalarının eline bırakıldığını belirterek adeta çevre dersi vermişti. Ancak Eren, bu karar açıklanmadan önce katledildi. Katil ise, Serhat Karadeniz’di. Katil verdiği ifadede, “Kurtlar Vadisi dizisindeki Polat Alemdar’a özeniyordum. Ünlü birini vurmam lazımdı. Fındıklı’daki en ünlü kişi de Cihan Eren olduğu için onu vurdum” demişti. Oysa asıl nedeninin bölgede süren yol inşaatı olduğu ve yolu yapan şirketlerin azmettirici olduğunu herkes konuşurken nedense bu dava böylece kapatılmıştı.

Şirketlerin pervasızlığı!
Türkiye’de bugün darbe gerekçe gösterilip ilan edilen OHAL’in nedeninin Feto meselesi olmadığı, ortaya konan politikalardan ve uygulamalardan açık biçimde görülebiliyor. En belirgin olan ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TOBB’da yaptığı konuşma sırasında, “15 sene önce Türkiye’de olağanüstü hal vardı ama bütün fabrikalar hep grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri ama şimdi böyle bir şey var mı? Tam aksine, şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifadeyle anında müdahale ediyoruz. Diyoruz ki ‘Hayır, burada greve müsaade etmiyoruz çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız.’ Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i” sözleri, şirketlerin pervasızlığının nedeni devletin açıkça ortaya koyduğu tutumundan kaynaklandığı anlaşılabilir.

Doğal yaşamın
düşmanı sermaye!
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi istisnalar hariç tüm dünyada devletlere hakim olan güçler sermaye çevreleridir. Sermayenin beslendiği en önemli sömürü alanı ise, emek sömürüsü ile birlikte atbaşı süren doğa sömürüsüdür. Güney Afrika’da greve giden işçilerin öldürülmesi ile Brezilya’da katledilen köylülerin katilleri sermayenin bitmez-tükenmek bilmez aç gözlülüğü ve dolayısıyla kapitalizmdir. Sevgili Cihat Eren’in katilini azmettirenlerin bir yol şirketi olduğu çokça yazıldı ve sonrasında üstü maalesef örtüldü. Şimdi de Büyüknohutçu çifti için aynı son hazırlanıyor. Ancak şu bilinmeli asırlar geçsede, korunsalar ve saklansalarda günün birinde bu katliamların gerçek suçluları mutlaka açığa çıkarılacaktır.